Yanlış soru: Yapay zeka yazılımcılığı bitirecek mi?

Öncelikle bu yazının ne olduğundan çok, ne olmadığını belirtmek istiyorum. Bu yazı, yapay zekaların (LLM türevlerinin veya gelecek başka bir mimarinin) yazılım mühendislerinin yerini alacak yeteneklere sahip olup olmadığıyla ya da genel bir zekaya ulaşıp ulaşamayacağıyla ilgili değil.

Bu yazı, yapay zekanın yazılım mühendislerinin yerini alabileceğini varsayarsak, “yapay zeka yazılım işini bitirecek mi?” sorusunun, aslında büyük resmin sadece küçük bir parçası olduğunu anlatmayı amaçlıyor.

Buna birkaç farklı açıdan yaklaşabiliriz ama önce şu tanımı yapalım: Bir yazılım mühendisi ne iş yapar? Bunu tanımlamanın pek çok yolu olsa da, en temelinde “gelen istekleri ürüne dönüştürme” süreci olarak düşünebiliriz.

Burada “istekler” dediğimiz şey; ürünü tanımlayan bir yazı, resim, video, ses veya bunların bir karışımı olabilir. Dolayısıyla gelen istekler kümesi, aslında bir grup verinin toplamıdır. Çıktıya baktığımızda ise yazılan kod, bunun çalıştığı ortam ve ilgili kodun ürüne dönüşme süreçlerini görürüz. Yani daha da temelde yazılım mühendisliğini tanımlarken yapılan iş, gelen istekler veri setini, ürün veri setine dönüştürmektir. Bu karmaşık görünen bir süreç olsa da makine ya da yapay zeka için fiziksel dünyadan bağımsız bir dönüşüm işlemidir A verisini girdi (input) olarak al, B verisini çıktı olarak sun.

Genel olarak -istisnalar olsa da- bilgisayar veya ekran başında yapılan hemen her işi bu şekilde tanımlayabiliriz. Örneğin bir radyolog, gelen görüntü verilerini yazılı tanı verilerine dönüştürür. Bir muhasebeci, çeşitli finansal verileri alarak bunları belirli standartlara ve kurumların istediği biçimlere sokar. Bir finansal analist; şirketlerin geçmiş bilançolarını, güncel piyasa haberlerini ve ekonomik göstergeleri alır; bunları istatistiksel modellerden geçirerek tavsiyeler içeren bir yatırım raporuna dönüştürür.

Bu örnekler çoğaltılabilir. Bu mesleklerin hepsine -yani dijital dünyada çalışan, girdi olarak bir veri seti alan ve çıktı olarak başka bir veri seti oluşturan mesleklere- “bilgi işçileri” diyelim. Hatta bilgi işçilerini de ikiye ayıralım: rutin bilgi işçileri ve yaratıcı bilgi işçileri.

Rutin bilgi işçilerini, yaptığı tüm veri dönüşümleri tanımlı olan kişiler; yaratıcı bilgi işçilerini ise yaptığı veri dönüşümleri başlangıçta tanımlı olmayan, süreç içerisinde bağlama göre kuralları kendi koyan kişiler olarak tanımlayalım. Aslında ikisi de temel olarak veriyi bir fonksiyondan geçirse ve formal olarak benzer görünse de, insan düşüncesi açısından ilki sabit bir kural listesine bağlı hareket eder. İkincisi ise duruma göre değişebilen, “yaratıcılık” gerektiren, girdilerin net olmadığı durumlarda bile çalışabilen bir işçi türüdür.

Rutin bilgi işçilerinin yaptığı işlerin halihazırda yazılım ürünleri tarafından devralındığını görüyoruz. Örneğin iki sayıyı toplamak için eskiden bir insan gerekirken; sonrasında abaküsler, mekanik bilgisayarlar ve devamında hesap makineleriyle bu iş makinelere delege edilmiş durumda.

LLM ve yapay zeka devrimiyle birlikte artık ikinci çeşit bilgi işçiliğinin, yani yaratıcı kısmın da yapay zekaya devredilmesi söz konusu. Yazılım mühendisliği aslında “bilgi işçiliğinin” görece karışık alanlarından biri. Girdiler ve istenen çıktılar çoğu zaman belirsizdir; temel iş, belirsizlik içerisinde konuları netleştirme yeteneği ve yaratıcılık gerektiren süreçler bütünüdür. Tabii makinalar açısından bazı avantajları da vardır – örneğin çıktıları kontrol etmek diğer mesleklere göre daha kolaydır.

Yapay zeka, yazılım mühendislerinin yanı başında ortaya çıktığı; onu ilk kullananlar, ürünleştirenler ya da kendi problemlerini çözenler yine onlar olduğu için, bu teknolojinin yazılım mühendisliği mesleğini yok edeceği algısı çok güçlü. Belki bu argüman doğru. Ancak yazılım mühendisliğini yapay zekanın baştan sona yapabildiği bir dünya, yaratıcı bilgi işçiliğinin de büyük bir çoğunluğunu da yerine getirebileceği bir dünya demektir.

Burada ufak bir parantez açmak gerekir: Yaratıcı bilgi işçilerinin bir kısmı “regülatif yaratıcı bilgi işçileri”dir. Yani devletler veya kurumlar tarafından sorumlulukları ve işin kuralları belirlenmiş meslek dalları; üst düzey finansal kararlar verenler, doktorlar, avukatlar ve hakimler gibi. Yapay zekanın bir işi yapabilmesiyle o işi yapmasına izin verilmesi, bazı meslek grupları açısından farklı olgulardır. Bu roller ve başka rollerin bir kısmı “sosyal güven” gerektirir; dolayısıyla toplum, bu işlerin yine insanlar tarafından yapılmasını tercih edebilir. Ama ana konuya dönersek; yapay zekanın yazılım mühendisliğini yapabildiği bir dünyada, yaratıcı bilgi işçiliğinin de büyük bir kısmını yapabilir.

Buradaki kritik nokta şu: Yaratıcı bilgi işçileri -ki beyaz yaka diye tabir ettiğimiz kesimin çoğunluğu bu gruba giriyor- dünyadaki iş gücünün %20-30’unu, “gelişmiş” ülkelerdeki iş gücünün ise %60-70’ini oluşturuyor. Yazılım işi yapan grup ise %1’den az.

Dolayısıyla yapay zeka -eğer başarabilirse- sadece yazılımla uğraşanların işini yapmaya başlamayacak; kısa bir süre içinde bu nüfusun çoğunluğunun işini yapabilir hale gelecek.

Bu iyi mi yoksa kötü mü, başka bir yazı ve tartışma konusu. Ancak net olan şu ki; bu süreç tamamlandığında sadece yazılımcılar değil, bütün yaratıcı bilgi işçileri etkilenecek. Dolayısıyla konu, bir meslek grubunun kaybından çok daha öte, toplu bir iş gücü dönüşümü olacak.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir